Ordu Irak’a Tayyip Amerika’ya! Tayyip gidecek terör

? zinisim adnikraf ninekilheT





Tayyip gidecek terör bitecek

Yükselen milliyetçilik ve antiemperyalizm


Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeleri çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Öyle gelişmeler yaşıyoruz ki, insanların kafası karışıyor, karıştırılıyor. Mantığın yerini genellikle komplo teorileri alıyor. Böylesi bir durumda peki doğrusu ne, neler oluyor sorusunu yanıtlamamız önem kazanıyor. Bu yazımızda bir kaç temel meseleye daha yakından ışık tutacağız.
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında yaptığımız değerlendirmelerde bu partinin temel olarak laik-antilaik ikilemi yaratmayacağını, esas meselenin milliyetçilik olacağını söylemiştik.
Dediğimiz şey son derece netti: Şeriatçı hareketin esas misyonu Şeriatçılığı değil vatan satıcılığıydı; dolayısıyla Şeriatçı partiye karşı muhalefet de esas olarak Şeriat karşıtlığı temelinde değil vatan savunması temelinde olmalıydı.
Son beş yıllık gelişmelere baktığımızda bu tespitimizin doğrulandığı görülmektedir. Bugün AKP karşıtı halk kitleleri, yükselen milliyetçiliği göstermektedir.
Türkiye’de çokça tartışılan milliyetçilik yükseliyor mu; yükselmiyor mu tartışması ise artık bitmiştir. Daha üç ay öncesine kadar “milliyetçilik yükseliyor” teorisinin, Türkiye’yi AB’den uzak tutmak isteyenlerin uydurması olduğunu, Türkiye’yi AB’den kopartmak istediklerini söyleyen komplo teorisyenleri bugün sus pus olmuş durumdalar.
Bugün görülen çok net bir olgu var: Türk halkı çok çok büyük bir çoğunluğuyla ABD’ye ve AB’ye karşı çıkmaktadır. Bu karşı çıkışın gerekçesi ise bu güçlerin Türkiye’yi bölmeye çalıştığı inancıdır. Yani kimi Şeriatçı ve İkinci Cumhuriyetçilerin Sevr paranoyası dedikleri görüş Türk halkının sağduyusu haline gelmiştir.
Yaşanan bu dönüşüm son derece büyük bir dönüşümdür. Onyıllardır Batı kampında uyutulan bir halk artık uyanmaktadır. Hele hele bir kaç ay öncesine kadar bu millet asla uyanmaz, sokağa çıkmaz diyenler fena halde çuvallamışlardır. Türk milletinin milyonlarla sokağa dökülmesi tüm tartışmaları bitirmiştir. Bu sokağa dökülmenin siyasi hayatımıza getirileri de elbette alınacaktır.





Türk milleti “Ordu göreve” dediğinde “darbe istiyorlar” diye ortalığı ayağa kaldıranlar, bu defa da “millet göreve” çağrısını “linç çağrısı” olarak yansıtmıştır. Oysa dün “Ordu göreve” demek “darbe” çağrısı değildi, bugün de “refleks” demek “linç” çağrısı değildir.




PKK, Türkiye’nin Kuzey Irak bataklığına sürüklendiğini açıkladı!

“Müttefikler” PKK’yı destekliyor
Ancak tüm bu toplumsal çalkantının yarattığı sorgulama son derece önemlidir ve her kesime yansımaktadır. Bu yansımanın en uç şekilde Türk Ordusu’nda ortaya çıkması ise dikkatle izlenmelidir.
Türk Ordusu, daha Osmanlı döneminden bugüne, hep ilerici çıkışların kaynağı olmuştur. Mustafa Kemal’in de böylesi bir ilerici asker hareketinin içinden yetiştiği bilinmektedir. Yine 1960’ların antiemperyalist canlanmasının en önemli ayaklarından birinin de Ordu olduğu, 1964 ve 1974 Kıbrıs krizlerinin bu bilinci artırdığı bilinmektedir.
Bugün yaşanan gelişmeler de benzeri bir bilinçlenmenin yansıması olarak ele alınmalıdır. En son Harp Akademileri’nde konuşan Genel Kurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın yaptığı değerlendirmeler son derece dikkatle okunmalıdır.
Ne demiştir Büyükanıt:
“Açıkça ifade edeyim, müttefikimiz ülkeler arasında PKK terörüne dolaylı ve doğrudan destek verenler de vardır ve bundan büyük üzüntü duymaktayız.”
Bu açıklama aslında olan biteni çok iyi özetlemektedir. Türkiye yıllardır müttefik bellediklerinin ihaneti karşısında artık ayılmıştır. Bundan sonrası ise bu müttefikliğin sorgulanması aşamasından müttefikliğin bitirilmesi aşamasına geçiştir. Bu aşamanın geçilmesi elbette sancılı olacaktır ama artık yol açılmıştır.
Türk Ordusu’nun NATO’dan çıkması ve kendi bağımsız yolunu belirlemesi, kendi çıkarlarına uygun hareket etmesi en önemli hedeftir. Türkiye’nin içine girdiği dönem artık böylesi bir dönemdir.
PKK faşist, PKK karşıtları antifaşist
Yine aynı toplantıda Büyükanıt PKK ile ilgili de ilginç açıklamalar yapmıştır:
“Etnik yapı sosyolojik bir olgudur ve yadırganmamaktadır. Bu etnik yapı üzerine siyasi bir söylem yüklenirse, etnik yapı ırkçı bir yapıya dönüşür ve eğer bu yapı, emeline silah zoru ile ulaşmak isterse, etnik milliyetçilik, terör örgütü haline gelir. Türkiye’nin bugün karşı karşıya geldiği etnik milliyetçi faşist terör örgütü PKK bu yapıda.”
“PKK kurulduğunda Marksist bir örgüttü ama siz onun faşist olduğunu söylediniz?” şeklindeki soruya ise şu karşılığı vermiştir: “Evet kesinlikle. Böyle bir dönüşüm mü yaşadı? Aynen.”
Bu açıklamalar Türkiye’nin terör konusundaki bilincini göstermektedir. Bugüne kadar PKK meselesine doğru bir çerçevede pek bakılamamıştı.
Ancak bizlerin TÜRKSOLU’nda geliştirdiğimiz PKK’nın etnik ayrılıkçı faşist bir hareket olduğu, PKK karşıtı Türk milliyetçiliğininse antifaşist olduğu görüşü artık toplumungenel bakışı haline gelmektedir.







PKK teröristlerinin cenazelerine ses çıkartmayan Hükümet Türk Ordusu’nun şehit cenazelerine katılan halka dava açıyor, cenaze namazlarının kılınmasını bile yasaklıyor.

ABD-AB-PKK ittifakı
Burada ironik bir gelişmenin de altı çizilmelidir.
Eskiden ABD ve AB gibi ülkeler PKK’ya verdikleri destek nedeniyle hep eleştirilirdi, bu bakış Türkiye’nin Batıyı sorgulamasının başlangıcıydı. Ancak bugün tam tersine Kürtler -hem ülkemizde hem de Irak’takiler- ABD ve AB ile işbirliği yaptıkları için suçlanmaktadır!
Kısacası köprünün altından çok sular akmıştır, artık Türkiye’deki PKK’yı desteklemek kadar, ABD ve AB’yi desteklemek de bir suçlanma gerekçisi haline gelmiştir.
Burada suçlananlar listesi Türkiye karşıtı ittifakı ortaya koymaktadır: ABD-AB-PKK.
Bu ittifak en son Kuzey Irak konusunda kendisini ortaya koymaktadır. ABD, Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesine karşı çıkmaktadır. Aynı şekilde AB temsilcileri de Türkiye’nin Kuzey Irak’a girerse AB kapısının kapanacağını tehditvari bir şekilde ifade etmektedirler.
Medyadaki Kuzey Irak karşıtları
Ama aynı anda bir Kuzey Irak’a girmeyelim korosu Türk medyasında hakim görüş hale gelmektedir. Bu iyi değerlendirilmelidir. Çünkü ülkemizde ABD ve AB’nin esas gücü daima medya içinde olmuştur. Bugünkü medya da ABD ve AB’nin çıkarları doğrultusunda Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesine karşı çıkmaktadır.
Ancak bu karşı çıkışı bile sanki Türkiye’nin çıkarlarını savunmak şeklinde ortaya koymaktadırlar. Onlara göre Kuzey Irak bataklıktır ve Türkiye’nin zararınadır.
Ne yani, PKK mı Türkiye’yi savunuyor!
Bu akıl almaz mantığa karşı mantıklı gerekçeler ortaya koymak bile gereksiz bir çaba olacaktır ama bir kaç soru ile cevap verelim.
1-)PKK da tıpkı Türk medyası gibi Türkiye Kuzey Irak’a girerse bataklığa saplanır demektedir!
O halde PKK da Türkiye’nin bataklığa saplanmasını istemeyen bir sivil toplum kuruluşu mudur!
2-)Türk Silahlı Kuvvetleri ise Kuzey Irak’a girilirse sonuç alınacağını açıklamaktadır.
O zaman TSK, Türkiye’yi bataklığa mı sürüklemek istemektedir!
Bu iki soru her şeyin açıklamasıdır.
Aslında bugün Kuzey Irak bataklıktır tezini dile getiren kafalar, Türk Ordusu’nun Türkiye’nin çıkarlarını savunmadığını düşünen, açıkça Ordu düşmanlığı yapamasalar bile Ordu karşıtlığı yapan çevrelerdir.
Yine bu çevrelere göre PKK da bir terör örgütü değil Kürtlerin temsilcisidir ve silah bırakıp siyaset yapmak istemektedir.
Akıl sahibi her insan savunduğu şeyin siyasi sonucunun ne olduğunu düşünmelidir.
Ordu göreve darbecilikti, millet göreve linççilik!
Yine benzer bir tartışma da Genelkurmay’ın kitlesel refleks çağrısından sonra gelişmiştir.
Türk milleti “Ordu göreve” dediğinde “darbe istiyorlar” diye ortalığı ayağa kaldıranlar, bu defa da “millet göreve” çağrısını “linç çağrısı” olarak yansıtmıştır.
Oysa dün “Ordu göreve” demek “darbe” çağrısı değildi, bugün de “refleks” demek “linç” çağrısı değildir.
Dün darbeci diye TÜRKSOLU’na saldıranlar bugün linççi diye Türk Ordusu’na saldırmaktadır.
Ancak her iki saldırıyı yapanlar da aynı kesimlerdir. Dün askere karşı çıkanlar bugün millete karşı çıkmaktadır.
Buradaki faşist mantık üzerinde durulmalıdır.





Ümraniye’de bir evde sözde bir cephanelik bulunmuştur. Bu olay Danıştay komplosu ile ilişkilendirilmektedir. Kürt-İslamcı çete bilindik tertiplerine devam etmektedir. Ama bu tertipten bir sonuç alamayacakları da ortadadır.

Hani millet ne derse o olurdu?
Dün AKP’yi, Şeriatı, hatta kimi zaman PKK’yı bile, halk destekliyor diye meşrulaştıranlar, bugün Türk milletinin tüm siyasi girişimlerine karşı çıkmaktadır. Madem ki halk diyorsunuz, işte halk ortada. Bu halk ABD’ye de, AB’ye de, Şeriata da, PKK’ya da karşı. O halde halkın dediğini yapalım.
Ama görülmektedir ki Türkiye’nin İkinci Cumhuriyetçi, Amerikancı, AB’ci, Şeriatçı, Kürtçü çevreleri, son derece dar, elit, bir kesimin temsilcisidir, halkın taleplerinden kopmuşlardır, halkın isteklerine karşı “jakoben” bir tavırla karşı koymaktadırlar ama bu jakobenlik bir noktadan sonra faşist bir hal almaktadır.
Bunun en güzel örneğini ise yine AKP ve Tayyip Bey sunmaktadır.
“Millet ne derse o olur” popülizmini bir demokrasi imiş gibi kullanan bu şahıs bugün “millet” karşısında şaşkın ördeklere dönmüştür.
Halkın suskun geçen yıllarından sonra birden sokağa dökülmesi ile gerçekten şaşkına dönmüş ve ne yapacağını şaşırmıştır.
AKP’nin durumuna burada eğilmemiz gerekmektedir.
Tayyip’i seçimlerde hezimet bekliyor!
Tayyip Bey Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde kendisine fazla güvenmiş, kendisini yönlendiren Kürt-İslamcı çetenin etkisinde hareket etmiştir.
Fakat görülmüştür ki bu davranışları en çok AKP’ye zarar vermiştir. AKP, çok avantajlı olduğu halde Cumhurbaşkanını seçememekle kalmamış parlamentoyu bile feshettirme noktasına gelmiştir.
Aklı başında bir insanın böylesi bir yola girmesi elbette düşünülemez ama daha önce de söylediğimiz gibi Tayyip Bey, dar bir çevrenin etkisi altında kendi bağımsızlığını bile yitirmiş bir hırslının düştüğü konumdadır.
Fakat çok daha büyük hata, burada gördüğü zarardan sonra bile Tayyip Bey’in halkla, Ordu’yla, Cumhuriyet’le zıtlaşma yoluna devam etmesidir.
Bu yolun AKP’ye daha çok zarar vereceği de son derece açıktır. Seçimde bundan büyük zarar görecekleri kesindir.
Peki o halde Tayyip Bey ne yapmak istemektedir?
Burada en önemli gerçek ortaya çıkmaktadır.
Tayyip Bey, önümüzdeki seçimlerde bir hezimetle karşılaşacağını görmüş ve giderayak diklenmektedir.
Böylelikle seçimde alacağı hezimeti ben düşüncelerimden taviz vermedim, direndim, bunun sonucu da kaybetmek oldu diyerek, hatasını örtme yolunu seçecektir.




Türkiye şehit cenazeleri kaldırırken Tayyip Bey, 36 trilyona mal olan saray gibi AKP Genel Merkezini açtı. Üstte Tayyip Bey’in padişah odası. Yan gelip yatacak.

Kürt-İslamcı çetenin yeni tertipleri
Ama bu dönem aynı zamanda Kürt-İslamcı çetenin tertiplerinin de son bir ayıdır. O nedenle çok şeylere gebedir.
Burada bir kaç olay üzerinde duralım.
1-)ABD’de Hudson Enstitüsü adındaki bir düşünce kuruluşunda Türkiye’de gelişecek olaylar üzerine bazı senaryolar konuşulmuş.
Konuşulanların biri son derece önemli; Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın suikaste kurban gideceği söylenmektedir. Suçlu ise Türkiye’yi Irak’a sokmak isteyen Ordu’dur.
Bu konuşulanlar Kürt-İslamcıların neler yapmak istediklerinin ve bunları kimlerin üzerine atmak istediklerinin en güzel kanıtıdır. Ve daha önemlisi bu tertiplerin doğrudan ABD’de tezgahlandığını da ortaya koymaktadır.
Bu senaryoyu Türk gazeteleri bugün duyurmaktadır ama bizler TÜRKSOLU’nda böylesi bir tezgâhı aylar önce duyurmuştuk!
2-)Ümraniye’de bir evde sözde bir cephanelik bulunmuştur. Bu olay Danıştay komplosu ile ilişkilendirilmektedir.
Kürt-İslamcı çete bilindik tertiplerine devam etmektedir.
Ama bu tertipten bir sonuç alamayacakları da ortadadır.
Tayyip’i ortadan kaldırmak istiyorlar
3-)Tertiplerin üçüncü ayağı önemlidir ama.
AKP Genel Merkezi’ne gelen bir kişi sözde havaya iki el ateş etmiştir. Şeriatçı basına göre olay Tayyip Erdoğan’a bir suikast girişimidir!
Olayda yakalanan sözde saldırgan şehit cenazelerinden etkilendiğini, Tayyip Erdoğan’a kızdığını söylemiş!
Dün Alparslan Aslan adlı saldırgan Danıştay’ın türban kararına sinirlenmiş ve mahkemeyi basıp Danıştay üyesini öldürmüştü.
Bugün başka bir saldırgan Başbakan’a sinirlenmekte ve partisine gidip ona saldırı planlamaktadır!
Ne tesadüf değil mi!
Sinirlenen silahını alıp gidip birini vurmak istiyor!
Kürt-İslamcı çete anlaşılan hep aynı tertip metodunu izlemektedir.
Daha önce de uyarmıştık, bu adamlar her kimse, Tayyip Bey’i ortadan kaldırıp bunun suçunu ulusal güçlere atmayı bile düşünmektedirler!
Tüm bunlar seçimlere doğru son bir ayın son derece zorlu geçeceğini göstermektedir.
AKP bölünüyor
Ama tüm bu tertipler AKP’yi kurtaramayacaktır.
AKP açısından kötüye gidiş başlamıştır.
1-)AKP bölünmektedir. Abdüllatif Şener’in ayrılışı, AKP içinde ikinci bir AKP’nin çıkarılacağının işaretidir. Seçim sonrası AKP hezimete uğrayınca bu seçenek devreye girecektir.
Hatırlatalım Abdüllatif Şener AKP’nin yeni genel merkez binasının açılışına Ankara’da Başbakanlıkta olduğu halde katılmadı!
2-)AKP’nin bölünmesinde bir diğer kanat da Milli Görüşçülerdir. Milli Görüşçüler AKP ile de sonuç alınamadığını gördükten sonra yeni bir oluşuma gideceklerdir. SP de bu oluşuma dahil olacaktır.
AKP namaz kılmayı yasakladı!
3-)AKP son şehit cenazelerindeki tavrından sonra gerçekten bitmiştir.
En son Levent Camii’ndeki cenazede halk camiye sokulmamıştır.
İşte AKP düzeni: Halka namaz kılmak bile yasaklanmıştır!
Camide kuruldular camide bitiyorlar.
Biraz doğru ama biraz da yanlış...
ABD’de kurdular oraya gidecekler!
Tayyip Erdoğan yolun sonuna gelmiştir.
PKK’nın bittiği yerde Tayyip’in bir misyonu kalmayacaktır, o zaman da Cüneyt Zapsu’nun “onu kullanın”, çağrısının bir anlamı kalmayacaktır.

Ordu Irak’a Tayyip Amerika’ya! Tayyip gidecek terör bitecek!


Gökçe Fırat

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !