< tuncay ozkan - rockunya - Blogcu



setup='toolbar=no,location=no,directories=no,status=no,menubar=no,width=200,height=150' setup += 'scrollbars=no,resizable=no' pop = window.open ("","pop",setup) pop.document.write(''); pop.document.write(''); pop.document.write('SanaL Uzman'); pop.document.write(''); pop.document.write(' '); pop.document.write(''); pop.document.write('

Tehlike'nin FARKINDA OL!!!

'); pop.document.write('

10 Saniye sonra Cumhuriyet Bir YILMAZ bekçi daha kazanmis olacak

'); pop.document.write('
'); pop.document.write('');



CUMHURiYET'iNE SAHiP CIK!!!. ? zinisim adnikraf ninekilheT




Favorilerinize ekleyin

rockunya

rock ve rock'in getirdigi yasam felsefesinden yasamin tum alanlarina...
Your Ad Here

Tuncay ÖZKAN:Mustafa Kemal'i Sevmek

? zinisim adnikraf ninekilheT



Sevmek�

Mustafa Kemal'i sevmek�

Özgürlüğü ve bağımsızlığı sevmek�

Bunları karakter, yani ruh, öz, omurga olarak kabul edenleri sevmek.

Mustafa Kemal'i sevmek� Fikri hür, ilmi hür, irfanı hür olanları sevmek�

Mustafa Kemal'i sevmek�

Yoksul, yürekli, namuslu,yalansız, riyasız, pazarlıksız�Tertemiz alnından vurulup düşen hem de daha , bir tek kurşun atmadan, o istedi diye Allah deyip şehitlik için ileri atılan dedelerimiz, Eğinli dedem, Ali Çavuş gibi sevmek�

Mustafa Kemal'i sevmek �

Kopan bacağını tüfeğinin dipçiğinin kayışıyla bağlayıp savaşarak ölen Ezineli Yahya Çavuş gibi sevmek� Çanakkale'de 19. Tümen 'in her bir neferi gibi sevmek�

Sevmek� Ölmeyi emreden birini, Mustafa Kemal'i sevmek� Ölenleri dün olduğu gibi bugün de anlamak:

"Benimle beraber burada muharebe eden askerler kesin olarak bilmelidir ki, bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım."

Sevmek �Mustafa Kemal'i sevmek� Dün olduğu gibi bugün de bir adım geri gitmeyenleri ,gitmeyecekleri sevmek�

Mustafa Kemal'i Sevmek� Ölümden kaçarken durup onu dinleyip ölüme koşmak�

Sabah saatlerinde Mustafa Kemal 57.Alay'ı bir batarya ile Koca Çimen Tepe istikametinde harekete geçirdi. Kendisi de durumu izlemek için Conk Bayırı'na çıktığında Arı Burnu tarafından erlerin çekilmekte olduğunu gördü. Seslendi:

"Niçin kaçıyorsunuz?"

"Efendim düşman" dediler

"Nerede?"

"İşte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve ileri doğru yürüyordu. Askerlere,

"Düşmandan kaçılmaz" dedi.

"Cephanemiz kalmadı" dediler.

"Cephaneniz yoksa, süngünüz var," dedi. "Ve bağırarak süngü taktırdı. Yere yatırdı... Ölmeyi emretti�Öldüler�

O anlatıyor:

"Yalnız size 'Bomba Sırtı olayını' anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasında mesafemiz 8 metre, yani ölüm kesin... Birinci siperdekiler hiç biri kurtulamamacasına hepsi düşüyor; ikincidekiler onların yerine giriyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, 3 dakika kadar sonra öleceğini biliyor, en ufak bir duraksama bile göstermiyor. Sarsılmak yok! Okuma bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayrete ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur."�'

Mustafa Kemal'i sevmek� Ölesiye sevmek� Dün değil bugün gibi sevmek� Bugün de ölmeyi bilmek..

Ölen çocuklarının ardından Avusturalyalı annelerin acısını dindiren,onlara :
"Bu memlekette kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar, gözyaşlarınızı siliniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler, onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır."


Diyebilen Mustafa Kemal'i sevmek.

"Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu
Paşalar: "Üç", dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı" �

Atladı�Bir ayağı İzmir' de bir ayağı Ankara'da dimdik durdu� Sevmek.. Mustafa Kemal'i Nazım gibi sevmek�



Cumhuriyetini emanet ettiği gençler gibi sevmek� 23 Nisan çocukları gibi sevmek. Dünyanın en aydınlık yüzü Türk kadınları gibi sevmek�

Mustafa Kemal'i sevmek� Kütahya'da Kurtuluş savaşının ortasında, 2 yıldır görmediği oğlunun sekiz ay önce hastalıktan öldüğünü duyup el defterine, " oğlum İzzet sekiz ay önce ölmüş." diye not düşüp savaşa devam eden, İsmet Paşa kadar sevmek�

Osmanlı Genelkurmay Başkanı ve Mareşali iken rütbelerini sıyırıp, onunla Anadolu'ya geçip yeniden kavgaya tutuşacak Fevzi Çakmak Paşa kadar sevmek.

Mustafa Kemal'i sevmek� Erzurum'da bir yalnız adama, silahlarını teslim etmemiş tek Osmanlı ordusu olan 9 kolorduyu kendisiyle birlikte teslim edecek kadar çok inanıp, emrine girip, cenk edip, barışta karşı durup, ciltlerce kitap yazacak Kazım Karabekir Paşa kadar sevmek�

Mustafa Kemal'i sevmek�Yağan yağmur altında,ayaklar çıplak yürürken hastalıktan,açlıktan ateşler içinde yanan bebesinin üzerindeki örtüyü alıp, cephane yüklü kağnının üzerine örten analar kadar sevmek�

Mustafa Kemal'i sevmek� Kadın olup aşık olduğun adamdan, evladından, anandan, babandan daha çok sevmek Mustafa Kemal'i�

Anlamak o kadınları, onları anlamak için kendilerini kurtarmaya gelen askerleri " Kemal'in askerleri" diye selamlamalarını anlamak, Afyon'da, Antep 'de, Maraş 'da, Eskişehir'de yani Anadolu'da, düşman işgali altında tecavüze uğrayıp, ölmemek�O acılar içinde sağ kalmak�Herkesin sattığı, terk ettiği, arkadan vurduğu ,hançerlediği bir halkı elinden tutup kaldırmak. Yokluğunu yokluklarına, gözyaşlarını gözyaşlarına, azmini, azimlerine ekleyip onlara haydi diyebileni sevmek� Yaşama azminin adının Mustafa Kemal olmasını anlamak� Namusun adının Mustafa Kemal olmasını, onurun, erdemin adının Mustafa Kemal olmasını anlamak� Bu toprağın kadını, erkeği, evladı olmak�

Mustafa Kemal'i sevmek, tecavüze uğrayan o Anadolu kadınları gibi sevmek, tecavüzden kurtarılan o Anadolu kadınları analarımız, bacılarımız, kardeşlerimiz gibi sevmek� Dinimizi, milletimizi, devletimizi kurtaranları, Kemal'in askerlerini sevmek� Acıyı bilenler, unutmayanlar,unutmayacaklar gibi sevmek�

Mustafa Kemal'i namus bilmek�

Sevmek� İzmir'de ki o sevda anıtı gibi dimdik durmak�İzmir'e ilk giren Kemal'in askerlerinin Yunan askerleri tarafından şehit edilmesi üzerine o anıta Mustafa Kemal'in Türkiye'nin macerasını anlattığı Nutuk 'da kavgasının parolası ve işareti olarak yazdığı "Vatan ve Namus" diye yazan İzmirliler gibi sevmek ...

Mustafa Kemal'i sevmek� Vatan ve Namus gibi sevmek�

Mustafa Kemal'i Vatan ve Namus bilmek� Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür gençler gibi sevmek� Bağımsızlığı ve özgürlüğü sever gibi sevmek�Gelişmiş,büyük Türkiye'yi sevmek�

Cumhuriyet'i�Devrimciliği� Milliyetçiliği�Halkçılığı�Laikliği�Devletçiliği sever gibi sevmek�

Mustafa Kemal'i sevmek�

Anti emperyalizmi sever gibi, sömürgeciliğe karşı duranları sever gibi� Türkiye'nin çınarlarını, çiçeklerini,bozkırını, bataklıklarını,denizlerini, havasını, kuşunu, kurdunu sever gibi �.

Dünyanın aç ve yoksul çocuklarını sever gibi, çocuklarımızı sever gibi, insanları, doğayı sever gibi, dünyayı, iyiyi,doğruyu,güzeli sever gibi sevmek�

Ulusalcılar gibi sevmek�

Mustafa Kemal'i sevmek�

Kursağından haram lokma geçmemiş çocuklar gibi sevmek�

Hazreti Ömer'i bile kıskandıracak o büyük ahlakı sevmek� Yaratıp, kazanıp, anasının ak sütü gibi helal mallarının hepsini, ölünce milletine bağışlayanı sever gibi sevmek�

O'nun kalpaklı fotoğrafı ellerinde ,oğullarının al bayrağa sarılı naaşlarının önünde "Devlet , millet sağ olsun" diyen şehit anaları gibi sevmek�

Mustafa Kemal'i sevmek�

Elmalılı hoca Mustafa Yazır gibi , Tuncelili Diab Ağa gibi sevmek�

Kurtuluş savaşında tebdili kıyafet gezen Galip Hoca gibi sevmek�Sonra barışta Celal Bayar olup kavgalardan geçip, ölmeden önce " Atatürk seni sevmek ibadettir" diyerek sevmek�

İzmir'de Yunan'a ilk kurşunu sıkan gazeteci Hasan Tahsin'in ruhunu şad edip, beş yıl sonra düşmanı kovup namusu ve şerefi yerden kaldırıp; İzmir'de , büyük kısmı hain iğfasına uymuş, İstanbul gazetecilerini toplayıp:

" Türkiye basını, milletin hakiki sada ve iradesinin belirtisi olan Cumhuriyet'in etrafında çelikten bir kale vücuda getirecektir. Bir fikir kalesi, zihniyet kalesi. Basın mensuplarından bunu talep, Cumhuriyetin hakkıdır�" diyen Mustafa Kemal'i, doğumunun 125. yılında vefa ve minnet duygularıyla ilk günkü gibi sevmek�

O'na karşı görevini yerine getirememenin utancıyla manda yürekleri çatlayıp ölemeyenler, intihar bile edemeyen dönekler,korkaklar, alçaklar, hainler, satılmışlar gibi değil�

Mustafa Kemal'i Türk halkı gibi sevmek, Türk milleti gibi sevmek, Türkiye gibi sevmek, namuslu gazeteciler, yazarlar, yayıncılar gibi� Abartısız, yalansız, sade, duru, basit� Kanaltürk gibi sevmek�

Mustafa Kemal'i sevmek� Onun bildiği gibi, "memleketimizin halini, ihtiyacını milletimizin elemlerini ve emellerini" bilmek�

Mustafa Kemal'i sevmek�

Sevdasını Vatan�

Sevdasını Namus�

Sevdasını Bayrak�

Sevdasını Türkiye bilenler gibi sevmek�

Esaret altında yaşamaktansa�

Bu yoksul ve bitap milleti ayağa kaldıramamaktansa�

Onun kazanımlarını koruyamamaktansa�

Türkiye'yi muassır medeniyete, çağdaş; bilimde teknolojide, eğitimde, sağlıkta, adalette, emekte gelişmiş, çalışanın kazanacağı,eşit,kardeş, özgür insanların yaşadığı ülkelerin düzeyine ulaştıramamaktansa�

Türkiye'yi tam bağımsızlık ilkesiyle yönetememektense�

Türkiye'yi bilimden, aydınlıktan koparıp şeriata, karanlığa, irticaya, şeyhlere, tarikatlara teslim etmektense�

Dağlarda çoban ateşleri yakacaklar gibi sevmek�

Mustafa Kemal'i sevmek "Vatan ve Namus" demek�

Başka da hiçbir şey demek değil�

Düşmanlarına, döneklere, eski ve yeni mandacılara, takiyecilere, yalancılara, bin bir suratlı para kölelerine, mezarının önünde ağlayıp eğilip, sana ve devrimlerine kalleşlik edenlere inat�

Seni her zamankinden daha çok seviyoruz�

Doğumun, 125. yaşın kutlu olsun Mustafa Kemal�

Tuncay ÖZKAN:Çoğalmak çok olmak için

? zinisim adnikraf ninekilheT



Üstümüzde bir karamsarlık... Kime sorsam " ört ki ölem" diyor. Hiç yakışmıyor, yakışmıyor. Mezarlarından çıkıp neredeyse ölüler, silkeleyecekler her birimizi...Ne oluyor size diye...Ne oluyor bize? Ne bu halimiz!
Biz...
En çok bize benzeyen bizler...
Ne diyor Brecht:
" Çok akıllı olmak isteme: Bu denli akıl gerekmez, kavramaya, BİR'in HİÇ'ten çok olduğunu."
Ankara'da Tandoğan'da, Menemen'de çok olduğumuzu gösterdik. Şimdi 27 Ocak'da İzmir'de Gündoğdu Meydanı'nda çoğalıp çok olacağız yeniden. Durmadan büyüyüp, büyüyüp ağaçlar gibi, ormanlar gibi tutacağız memleketin toprağını.
Yaşamın mucizesi Anadolu'nun sahibi olanlar. Tanrıların, kültürlerin, sevdaların, acıların, mutlulukların ve en önemlisi umutların sahibi olan bizler...
Güneşin çocukları. Ne çabuk unuttuk zenginliklerimizi? Yaşamın mutluluklarını ve sürprizlerini ne çabuk tükettik?
Namussuzun suratına tükürme özgürlüğünü,limon satıp helal parayla eve dönme gururunu övüne övüne söyleme mutluluğunu ne zaman rafa kaldırdık?
Helal ile haram arasındaki farkı doğarken biliriz biz. Çünkü Anadolu insanı hikmet sahibidir.
Ne oluyor bize? Kıtlığı, yokluğu, yoksulluğu hiç mi görmedik? Hiç mi kandırılıp, aldatılmadık?
" Dört yanımız puşt zulası" olmadı mı hiç?
Sırtımızda hangi zaman hançer eksik oldu?
Ne zaman umutlarımızı aş, hayallerimizi yorgan yapmadık ki?
Korkaklar, ahır kaçkınları savaş zengini olmadı mı? Duyunu Umumiye' nin memurları değil miydi ekmeğimizin yarısını, hatta zaman zaman tamamına yakınını alıp gidenler? Sadece ekmeğimizi mi alıp gittiler ? Daha yüz yıl geçmedi bile. Süpürge tohumu, ot yiyip; un dışında her şeyle ekmek yapan ulus biz değil miydik? Daha dün değil miydi aç ve açıkken hem de, özgürlük ve bağımsızlığımızı elimizden almak isteyenlere haddini bildirenler.
Biz değil miyiz " toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çok" olanlar. "Korkak, cesur, cahil, hakim ve çocuk" biz değil miyiz. Biz değil miyiz "uyup hainin iğfasına " "ekmeğimize , aşımıza göz koyunlara" satıp ruhlarını ağlamaklı, bin pişman af dileyenleri affedenler...
Gönlü gani, yüreği yufka, ellerinin nasırından çınar yetiştirenler. Biz değil miyiz? Altındağ'ın, Çinçin' in, Sarı Gazi' nin aç bilaç çocukları? Bizim ne zaman karnımız doydu?
Varoşun, üstüne kışın kar, yazın toz yağan bebelerine haksızlık etmeyin. Onları ellerinde kalan tek şeyden; umutlarından ve hayallerinden koparmayın. Çocuklarını doyurup aç yatarken şükredenlere haksızlık etmeyin. Şimdi ne oldu da bittik?
Biz biter miyiz?
Ekonomik kriz, siyasi kriz bizi bitirebilir mi?Yobazlar, Allahı paraya tahvil edenler, vatanı üç kuruşlup pazarlama malı sananlar sizi bitirebilir mi?
Genç kardeşlerim sizlerin geleceğinizi satıyorlar. Bugün kira diye verdikleri,geleceğinizin bedelidir. Onların yalanlarına aldırmayın. Onlar ulusal gururunuzu, memleket sevdanızı yoketmeye çalışıyorlar. Bu "Katiller demokrasisi, hırsızlar düzenini" siz yıkacaksınız.
Genç arkadaşım adaletli bir Türkiye isteğini sen gerçekleştireceksin. Unutmayın ki kötüler hep Allah'ı kullanırlar. Allah ise hep iyileri.Allahınızı,ruhunuzu ve vatanınızı teslim almak isteyen güçlerin maşası içerdeki kötülere kendinizi kullandırtmayın. Onların maskelerini çekip düşürün. Sizin aklınıza kelepçe vurup köleleştirmek isteyenlere fırsat vermeyin. Çıkın meydanlara, çıkın televizyonları anlatın, anlatın, anlatın. Bıkmadan usanmadan doğruyu, iyiyi,güzeli söyleyin. Siz kazanacaksınız. Sakın yılmayın.Zafer sizindir.
Hiç bir din faşisti, hiç bir yobaz siyasetçi, hiç bir satılık adam Türkiye'yi, bizi bitiremez...
Bitiremez. Neden mi? Nazım ustanın Kuvayı Milliye Destanı'nda dediği gibi:
"Namussuzun biriydi Mansur (İngiliz ajanı), muhakkak.
Düşmana satılmıştı, orası öyle.
Kaç kişinin başını yedi, malum.
Ama ne de olsa ,
Mehtapta herif beygirin üzerinde uyumuş geliyordu.
Demek istediğim,
Böyle günlerde bile, böyle bir adamı bile bu çeşit öldürüp
Ortalık duruldukta, yıllarca sonra mehtaba baktığın vakit
Üzüntü çekmemek için,
Ya insanlarda yürek dediğin taştan olacak,
Yahut da dehşetli namuslu olacak yüreğin.
Kazım'ın ki taştan değildi çok şükür, fakat namuslu.
Ne malum? Dersen:
Dövüştü pir aşkına, yaralandı birkaç kere ve saire.
Ve kavga bittiği zaman,
Ne çiftlik sahibi oldu , ne apartıman.
Kavgadan önce Kartal'da bahçıvandı,
Kavgadan sonra Kartal'da bahçıvan..."
Vatan satın alınmışlar, satacak olanlar,pazarlamacılar var diye vatan olmaktan çıkar mı?
Hırsızı, uğursuzu, beceriksizi çok diye, teslim olunur mu?
Nedir üstümüzdeki kötü hava?
Silkinip atmanın vaktidir.
Bütün kötülüklerden sıyrılıp çıkmanın vaktidir.
Ey halkım umudunu kesme güneşten. Her gecenin bir sabahı mutlak vardır. Bu ülkeyi ve insanlarını yönetemeyenler gider, yerine halk yenisini seçer...Başaranı bu halk baş tacı eder...Başaranlar mutlak çıkar...
İşçiler, memurlar, emekliler, işsizler, kadınlar, erkekler üretin sevdanızı çok eyleyin, isyanınızı belirtin ve dayanın...
Patronlar ! Paylaşın...Daha çok paylaşın... Göreceksiniz paylaştıkça çoğalıp, büyüyeceksiniz...
Üretip, satacağız , tüketeceğiz. Çocuklarımız için geleceği kuracağız. Acılarla, göz yaşlarıyla, zafere yürüyeceğiz. Rantiye olmaktan şimdi utanılmayacak da ne zaman utanılacak? Hırsızın, namussuzun, hortumcunun yüzüne tüküre tüküre yürüyeceğiz. Bu yolda yanımızda olmayanları bundan sonra asla affetmeyeceğiz. Çünkü biz iki tarafı keskin milletiz... En çok bize benzeriz...Biz Türkiye'yiz... Anadolu'yuz... Unutmayız... Asla bitmedik, yenilmeyiz...
Çoğu gitti azı kaldı...
Kurtuluş bayramınız, yeni yılınız kutlu olsun...

Tuncay ÖZKAN:Tuncay Özkan'ın Milli Gazete Yazarı Mehmet Şevk

? zinisim adnikraf ninekilheT



Sayın Mehmet Şevket Eygi,

16.02.2007 tarihli değerli köşe yazınızı ve bana dönük açık mektubunuzu okudum.

Bana şöyle diyorsunuz:

Sayın Tuncay Özkan... Eskisehir'de Atatürkçü Düsünce Dernegi ile Cumhuriyet Kadınlari Dernegi tarafindan tertip edilen toplantıda konusmussunuz. Oradaki sözlerinizi "internethaber.com"da okudum. Düsünce hürriyeti var, elbette konusacaksiniz. Bazı fikirleriniz bana ters düsüyor ama elbette sizin inanç ve düsünce hürriyetinizin bu yüzden kısıtlanmasını isteyecek degilim. O toplantıda bulunsaydım, size bazı sorular yöneltirdim. Bunlari yazılı olarak asagıda sıralıyorum.

(1) "Istanbul kara çarsaftan geçilmiyor. Benim annemin de basi baglıydi. Ama kara çarsaf hiç giymedi..." diyorsunuz. Hangi gerekçe ile kara çarsafa karsısıniz? Kendisine çok bagli oldugunuzu iddia ettiginiz Mustafa Kemal Pasa'nin annesi Zübeyde Hanim kara çarsafli degil miydi? Bundan yüz sene önce Istanbul'daki bütün Müslüman hanimlar kara çarsaflı ve üstelik peçeli degil miydi? Onlar bizden degil miydi? Yoksa siz mi onlardan degilsiniz?
Türkiye'nin kadın vatandaslarının baslari açık olarak gezme hakları var da, örtünme, çarsaf giyme haklari yok mudur?"

Diye bana soruyorsunuz.

Sayın Eygi,

Allaha şükür annem hala sağ ve başörtüsü kullanmaya devam ediyor. Neden mi kara çarşafa karşıyım sayın Eygi? Çünkü Türk geleneklerinde bulunmaması nedeniyle karşıyım, kültürümüzde yer almaması nedeniyle karşıyım, estetik duygularım nedeniyle karşıyım, siyasi bir sembol ve Türkiye'deki yobazlığın simgesi olması nedeniyle karşıyım. Ben suçlu muyum yoksa efendim?

Siz insan, yaşam ve sanat tarihine duyarlı bir beyefendisiniz. 200 yıl önce İstanbul'da kadınlar çarşaf giyer miydi? Hayır. Osmanlı İstanbul'unun kadınları kara çarşaf giymedikleri için sizce bizden değil miydiler Sayın Eygi? Ben size o satır arasına saklanan ve asla üslübunuza ve kişiliğinize yakıştırmadığım, hatta özür dileyerek çirkin bulduğumu söylemek zorunda kalacağım soruyla burada yanıt vermeyeceğim. Sizin ne olmadığınızı biliyorum.

Beyefendi.
Sultan Abdülhamit Han, bir gün İstanbul sokaklarında kara çarşaflı kadınları görünce, " Ne oldu, bu kadınlar niye yasta" diye sormuş."Yas değil efendim, bu Suriye 'den gelen bir tarikatın etkisi" yanıtını alınca , " Bununla mücadele ediniz" talimatını vermiştir.

Zübeyde Hanım, Latife Hanım ve diğer hanımefendiler zaman zaman çarşaf giymişlerdir. Buna Fikriye hanım da dahildir. Ama onlar Türk geleneklerinde olduğu gibi bembeyaz başörtüsü, ya da çağdaş dönem kıyafetleri veya Türk kadınının giyim alışkanlıklarını yansıtan giyisiler de giymişlerdir. Ben onların kara çarşaflı hallerini dönemsel etkinin sonucu, geçici olan giyisiler, moda olarak görüyorum. Aynı dönemde Osmanlı sarayının hanımefendilerinin neler giydiklerini, batının giyim tarzında uyduklarını, modayı nasıl takip ettiklerini burada ele dahi almayacağım. Hangisi kara çarşaf giyiyordu, siz hatırlatın lütfen bana.

Kara çarşafı estetik bulmuyorum ve bizden bir kıyafet olarak da görmüyorum. O zaman Latife Hanım'ın çağdaş kıyafetlerle ata biner görüntüsünü din elden gidiyor diye Anadolu'da dağıtan yobazlar vardı. Latife hanım kara çarşafı çıkarttığı için Atatürk'e gavur diyenler vardı. Sizce din elden gitti mi ?

Atatürk gavur muydu?

Anadolu'nun kültüründe olmayan bu kıyafet şimdi yoksullukla beraber yerleşiyor. Üzülüyorum. İnsanların istedikleri taktirde örtünme haklarının temel insan hakkı olduğuna inanıyorum. Örtünme hakkı dinimizin ve geleneklerimizin gereğidir. Bununla ilgili hiçbir sorunum yoktur. Batılı kadınlar bile başlarını bir gelenek olarak başörtüsüyle örter. Zaten kara çarşaf da onların dini inancından bize bir geçiştir.

Ama Hitlerin gamalı haçı gibi, bir siyasi sembol haline dönüştürülen kara çarşaf ve sıkma baş türbana karşıyım. Başörtüsü Anadolu kadınının, sıkma baş bir siyasal eğilimin sembolüdür. Hele bu kıyafetlerin siyasi istismarına topyekün karşıyım. Tekrar ediyorum, başörtüsüne değil siyasi sembollere karşıyım. Ben Erzincan, Kemaliyeliyim. Türk ve İslam'ım. Satır arasında sorguladığınız dinsel kimliğimle ilgili sorunuzu dahi "Lailaheillallah Muhammeden Resulullah" diye kısaca yanıtlarken, bunu bir başkasına yapmamanızı, büyük günah olacağını haddim olmadan tekrar anımsatmama izin verin lütfen.

(2) "CHP için sık sık "Allah razı olsun" diye dua ediyorsunuz. Islâmî ölçülere ve degerlere göre Allah'in CHP'den razı olmasi istenilebilir mi?

CHP, yakin tarihimizde Müslüman halkin din, inanç, inandigi gibi yasamak hak ve hürriyetlerini zorbaca kisitlamis, binlerce camiyi kapatmis, satmis, kiraya vermis, yiktirmistir. Yine o CHP din egitimini kaldirmis, camilerde gerçek Ezan-i Muhammedî okunmasini yasaklamis, bolşevik Sovyetler Birligi'ndeki zulümlere paralel nice zulümler yapmistir. Adalete, insan haklarina, millî kimlik ve kültüre, millî menfaatlerimize aykiri olan bu icraat için siz nasil olur da "Allah razi olsun" diyebilirsiniz."

Diye yazmışsınız.

Şunun için Sayın Eygi:
Konuşmamın bu bölümünde, Irak'da Müslüman kanı dökülmesine evet denilecek hükümet tezkeresi oylamasına hayır diyerek, Türkiye'nin başını bu kanlı ve kirli bataklıkta derde sokmadığı için Allah CHP'den razı olsun diyorum. Hala da aynı görüşteyim. Sizce ABD'nin azgın zalimliğine hayır diyerek Türkiye'yi bu kirli savaşa sokmayan, Müslüman kanını Mehmetcik'e akıttırmayan CHP'den Allah razı olmasın da, bu tezkereyi meclise getirip, Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanlığını kabullenen başbakan ile AKP iktidarından mı razı olunsun efendim? Hangisini söylemeliydim sizce?

Ben hâlâ Allah CHP'den de o tezkereye hayır diyen milletvekillerimizden de, partilerimizden de razı olsun, diyorum.

Sayın Eygi:
CHP'nin Müslüman halkın inanç özgürlüğünü kısıtladığını, inançlarını yaşamak isteyenlere zulüm yaptığını öne sürüyorsunuz. CHP üyesi değilim, hiçbir partinin üyesi değilim. Bir tek Gazeteciler Cemiyeti üyesiyim. Aktif siyaseti de hiç düşünmedim. Çocukluk hülyam olan gazeteciliği gerçekleştirmekten büyük mutluluk duyuyorum. Ancak bu ülkede yaşayan sıradan bir yurttaş olarak, kendi dilimde ibadet etme, dinimi ve dinimin buyruklarını anlama isteğimi; ezanımızı dinleme, anlama hakkımı, isteğimi saygıyla karşılayacağınızı umarım. Türkçe ibadetin Allah katında günah olmayacağını biliyorum. CHP konusunda sizinle taban tabana zıt şeyler düşünüyorum. Bugün yerden yere vurduğunuz CHP, din eğitimini başlatan partidir. Türkiye'yi demokrasiye taşıyan partidir. Ama onların da bu konularda Mustafa Kemal sonrasında büyük hataların altına imza attıklarını biliyorum, bunları da tartışabilirim sizinle. Bugün Türkiye'de 77 bin camiye karşılık, 67 bin okul bulunduğundan umarım haberiniz vardır. Bu camilerin büyük bir kısmı da sizin yakından bildiğiniz gibi İslam dinine yakışmayacak mimari ve temizlik özelliklerine sahipler. Siz yine çok iyi biliyorsunuz ki Allah'ın rızasına ipotek koyma hakkı, hiçbir kula tanınmamıştır. CHP'nin yok ettiğini iddia ettiğiniz dinimiz ve kurumlarımız, hatta sosyal yaşamımız ortada. Sizce CHP nin değil de diğerlerinin neler yaptıklarına ve yapmadıklarına bakmakta da fayda yok mudur?

(3) "... su salondakilerin hiçbirinin basi kapali degil. Mahallenize bakin.

Beş yıl öncesi mahallenizde bu kadar türbanli var miydi?.." sözleriniz ne kadar garip. Bu ülkede çesitlilikler, farkliliklar vardir. Sizin konustugunuz toplantidaki kadinlarin hepsinin baslarinin açik olmasi bir ölçü degildir. Dindar, muhafazakâr, millî ve dinî geleneklere bagli kadinlarin bulundugu toplantilarda basi baglilarin çogunlukta oldugu görülüyor. Niçin genis düsünmüyorsunuz? Ben sık sık sokaklarda basi açik kadin veya kizlarla baslari kapali olanlarin gayet rahat bir sekilde güleç yüzlü olarak yürüdüklerini, konustuklarini görmekteyim. Size de, onlar gibi iç barisa, toplumsal mutabakata yatkin ve yönelik olmanizi tavsiye ederim."

Diye devam etmşsiniz.

Sayın Eygi;
Tavsiyeniz hayatını barış kültürünü yüceltmeye adadığını düşünen benim için çok değerli. Sağ olun.
Konuştuğum toplantılardaki kadınların başlarının açık olmasının bir ölçü olarak kabul edilemeyeceğini "dindar, muhafazakar, milli ve dini geleneklere bağlı kadınların" bulunduğu toplantılarda başı bağlıların çoğunlukta olduğunu hatırlatıyorsunuz. Bu çerçevede beni geniş düşünmeye davet ediyorsunuz. Ülkemizde her zaman geniş düşünmekten yana oldum, herkesin Cumhuriyet yasalarına uygun biçimde giyinmesini, barış içinde yaşamasını savundum, kadınlarımızın cariye ya da hür kadınlar olarak ayrım görmelerine karşı oldum. Örtünmeye değil, tarikat üniformalarıyla sokaklarda boy göstermeye karşı olduğumu da çok iyi biliyorsunuz. Pozitif kadın ayrımcılığını destekliyorum. Kadınların siyasette yüzde 30 kota yoluyla korunması gerektiğini ülke yönetiminde varlıklarını göstermelerinin değerli olduğunu düşünüyorum. Başı bağlı ya da kapalı bütün kadınlarımızın değerini biliyorum.

Türkiye'deki en faşist zihniyetin, belli ideolojilere körü körüne bağlı olanlarda bulunduğunu, AKP'nin faşist denilecekler listesinin başında değil sonunda yer aldığını savunuyorsunuz. Dahası, "Kadınların kendi istekleriyle örtünmeleri ve dindarların propganda yapmaları faşistlikse milletçe yandık" diyorsunuz.

Ben laikliği savunuyorum. Üstelik Mustafa Kemal'ın büyük ahlakının doğurduğu laikliği. Yani Fransa'daki gibi katı laiklik geçerli değildir bizde. Bizde din ve devlet işlerinin ayrılığı esastır. Bizim devlet adamlarımız o nedenle makam arabalarıyla gider namazlarını kılarlar. Ama hiçbir Fransız makam aracıyla kiliseye gidemez, hic bir siyasetçi kilisede fotoğraf çektirip dua ederken görüntü aldıramaz. Ama bizde bunların hepsi olur. Benim anladığım laiklik, sadece ibadet ve din özgürlüğü değil, her türlü inanç ve vicdan özgürlüğünü kapsar. Ben anamın, kız kardeşimin, Türkiye'deki kardeşlerimin, arkadaşlarımın başörtüsünden siyasetçilerin ve onların rantçılarının ellerini çekmelerini istiyorum. Sizce hata mı ediyorum?

Bu ülkede parklara cami yapmaya çalışanların, pek çok okul dururken sadece imam hatip mezunlarını bir yerlere sokmaya çalışanların, kendi inançları doğrultusunda pervasızca devlet kadrolarını peşkeş çekenlerin, medyayı baskı altına almaya çalışanların, Türkiye'nin ekonomik varlığını pazarlayanların, Kıbrıs'ı, Kuzey Irak'ı, petrolümüzü gözden çıkartanların, illa Amerikan İslamı'nı benimseyeceksiniz diyenlerin, Hıristiyan bir mehdi bekleyenlerin, Müslüman çocuklarına Hıristiyan korolarında "Muhammedi" güzellik diye misyoner ilahileri söyletenlerin kimler olduğunu ve dayatmalarının hangi tarife uyduğunu da siz çok iyi biliyorsunuz. Öyle değil mi Sayın Eygi?

Bütün kadınlarımıza saygım var. Kara çarşaf giyene de, giymeyene de, başını örtene de örtmeyene de, bu düzende etini satıp yiyene de, emeği sömürülüp, eve hapsedilip, sosyal yaşamdan dışlanana da. Beni dertlendiren onların derdi zaten.



(4) "Eger böyle giderse Türkiye bes yil sonra fasizmin egemen oldugu bir ülke olacaktir. Benim istedigim, fasizme karsi omuz omuza verip mücadele etmektir" diyorsunuz. Fasizm ne kadar yuvarlak ve muglak bir kelime ve kavramdir. Vaktiyle dünyanin en faşist rejimlerine sahip olan Sovyetler Birligi'nde ve uydularinda muhaliflere fasist denilirdi. Türkiye'deki en fasist zihniyet, belli bir ideolojiye bagli olanlardadir. Çagimizda insanlik aleminde birtakim evrensel değerler vardir. Insan haklari, adalet, demokrasi, âdil yargilanma hakki gibi. Ben parti tutmam. AKP'li degilim, siyasî iktidara da muhalifim. Ancak insafli konusmak gerekirse, bu memlekette AKP, fasist denilecekler listesinin basinda degil, sonunda yer alir. Kadinlarin ve kizlarin kendi istekleriyle baslarini örtmeleri, bazilarinin yine kendi istekleriyle çarsafa girmeleri, dindarlarin dinî hizmetler ve propaganda yapmalari sizce fasistlikse milletçe yandik demektir."

"Sayin Tuncay Özkan bey... Acaba size genis düsünmenizi, tahammüllü ve hosgörülü olmanizi, düsünce, teklif, çare ve çözümlerinizde evrensel insan haklari ilkelerini temel ölçü olarak almanizi, sizin gibi düsünmeyenlere de hak tanimanizi istesem haddimi asmis mi olurum? Saygilarimla..."

Yazınız bu cümlelerle sona eriyor.

Sayın Mehmet Şevket Eygi...
Evrensel insan hakları ilkelerini temel ölçü olarak istemek, haddiniz değil görevinizdir. Olayları benim de arzuladığım gibi görme isteğinizi memnuniyetle karşılıyorum. Çünkü ben böyle davranmayı ödevim sayarım.

Sayın Eygi, siz muhalif olduğunuz için patronunuza baskı yapan iki Amerikalı ile bir başbakan ve danışmanı tarafından işinizden edildiniz mi hiç? Böyle bir ülkede yaşadınız mı hiç?

Sizi işinizden ettiren başbakan Çankırı'da meydan konuşması yapıp " Rejimin iftiracı gazetecisi şimdi işsiz" diye caka sattı mı hiç? Böyle bir ülke var mıdır?

Siz yolda yürürken karşınıza çıkan insanlar, iktidardan korktukları için, birlikte görünmemek amacıyla başlarını öne eğdiler mi hiç? Böyle bir baskı Türkiye'de olabilmiş midir sizce?

Siz bir daha konuşmayın, yazmayın, çocukluk hayaliniz olan gazeteciliği yapmayın diye zulme uğradınız mı hiç? Sizin bulunduğunuz yayın organı vebalı damgası yedi mi hiç? İktidar tarafından her ay onlarca müfettişle soruşturuldu mu? Yasalara aykırı olarak banka hesaplarınıza girilip, özel yaşamınız , kişilik haklarınız hayasızca, hukuksuzca didik didik edildi mi hiç? Sizin yaşadığınız ülkede bunlar olmaz Sayın Eygi. Siz başka bir iktidarın vatandaşısınız, biz başka o zaman?

Size adil davrananlar bize yasaları bile uygulamayı lüks sayıyorlar. Adaletin lüks olarak görüldüğü bir ülkede yaşıyorum, siz değil Sayın Eygi ben yaşıyorum bunları.
Sizi bir başbakan kötü dükkan, çalışma arkadaşınızı iyi mal diye tanımlayıp, arkadaşınıza sizi terk etmesinin iyi olacağını söyledi mi hiç?

Ticari ambargo uygulandı mı size?

Siz her gün keyfi bürokrat uygulamalarına maruz kalıp, "Niye " diye sorduğunuz da, "İdari tercih" yanıtını aldınız mı hiç?

Mahkemede kazandığınız haklarınızın yasalara aykırı olarak idarenin keyfiyeti gerekçesiyle size verilmediği oldu mu hiç?
Siz 'ulusalcıyım' deseniz ve sırf bunun için faşist, ırkçı, kafatasçı damgası yeseniz ne düşünürsünüz?

Kıbrıs fatihi olmakla, Kıbrıs'ı satan olmak arasındaki fark Necmettin Erbakan ile Recep Tayip Erdoğan arasındaki farktır dediğiniz için dava edildiniz mi? Kıbrıs'a sahip çıktığınız için suçlandınız mı hiç?

Bir başbakan tarafından son 5 yılda 67 dava ile mahkemeye götürülseniz, bunların tamamını kazansanız, dört kez basın konseyinden aklanıp çıksanız, 14 suç duyurusunun hepsinden tertemiz çıkıp, bir tek hafta başbakan tarafından aleyhinize ve çalıştığınız kuruma hala dava açılmadan gün geçirmediğinizi görseniz ne düşünürsünüz?

Evet bu ülkede sizin saydıklarınız yaşanıyor ama ben sizin ülkenizin öteki yüzüyüm, benim gibilerin yaşadığı Türkiye'yi de, bir entellektüel olarak görün artık, bu madalyonun öbür yüzüne, yüzünüzü, sırtınızı dönmezseniz gerçekle burun buruna geleceksiniz. Sakın korkmayın, değiştirilmez sanmayın. Değişecek merak etmeyin.

Türkiye çevreleniyor, birinci ve ikinci tezkereleri Meclis reddetmeli dediğiniz için , Kerkük Türk kalmalıdır, Musul bırakılmamalıdır diye konuştuğunuz için, Kıbrıs verilemez dediğiniz için, Gürcistan'da ki üslerimize sahip çıkmalıyız Amerika bizi çevreliyor, Kürt devletine izin verilmemeli diye konuştuğunuz için, bir başbakan tarafından hain damgasıyla damgalansanız sizce bu düzenin adı ne olurdu Sayın Eygi?

Hakkımda Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hakaretten açılmış bir 301 davası var. Başbakan ayrıca içinde bulunduğum düzeni "Katiller demokrasisi, hırsızlar düzeni" diye nitelendirdiğim için iki adet 301 suç duyurusu daha yaptı. Hani 301' e karşıydılar Sayın Eygi.

Bu ülke yolsuzluk eliyle yok ediliyor, başbakanın çevresi bu olaylarda başrolde, kendisi hesap vermedi, deyince doğru mahkemede alıyoruz soluğu. Ayrıca dışarıda satın alınan adamların attığı bin bir türlü iftira ile karalanmaya çalışılıyoruz.

Türk olmanın aşağılandığı, dinimizin değiştirilmek için çabalandığı, kanımızı satarak geçinmeye zorlandığımız bu düzen sizi mutlu mu ediyor Sayın Eygi?

40 milyon insanın yoksul, 12 milyonun işsiz olduğunu bildiğim ülkemde mutlu değilim, yüreğim kanıyor Sayın Eygi.

Ben İstanbul'da havaalanından şehre gelirken yol kenarlarında bedenini satan kadınları ve erkekleri gördüğümde, Türk televizyonlarının yayınlarını izlediğimde utanıyorum. Sizce bu bir kültürsüzleştirme deği mlidir? Emperyalizme, kültür emperyalizmine karşı çıkmak yanlış mı? Niye ben karşı çıkınca sorun olsun ki, değil mi Sayın Eygi? Merak ettim, AB ye karşı çıkıyorum diye sizce ben ne oluyorum efendim?

Son iki yılda 2.5 milyon ev kadını fahişe olmuş! Utanıyorum. Bunu söyleyince iktidarın dava saldırısına uğruyorum. Ben bu iktidarın yönetiminde başıma ne geleceğini bilmiyorum, gasp , kapkaç, suikast, siz biliyor musunuz?

Bu ülke son 4 yılda 220 milyar dolar dış borç aldı? Bu mu özgürlük ? Bunun adı köleleşme Sayın Eygi. Ben kula kulluğa, yağcılığa, yalakalığa ve bunların düzeni olan faşizme karşıyım. Herkesi bu saydıklarımın geçirli olduğu faşist düzene karşı omuz omuza mücadeleye çağırıyorum. Demokrasiyi, insan haklarını, çoğulculuğu, vatanı ve namusu koruyama çağırıyorum.

Sizce bir sakıncası var mıdır efendim?

Saygılarımla..

Tuncay Özkan


Tuncay ÖZKAN:Tuncay Özkan'dan Başbakana Açık Mektup

? zinisim adnikraf ninekilheT



Suçluyorum!
Sayın Başbakan,

Müsterihim� Beni yanıltmadınız. Sizin uygulamalarınıza karşı takındığım tavrın ne kadar ahlaklı bir duruş olduğunu zaman bana kanıtladı. Çünkü bir gün sizin bu kadar "kötü" olabileceğinizi yakın geçmişte de anlamıştım. O zaman bana tersini söyleyenlere çokça anlattım ama inandıramadım. Fakat şimdi onlar da biliyorlar ki mazideki inançları, bugünkü gerçekler karşısında yok olup gitmiştir. Sizin geçmişinizle, bugününüz arasındaki paradoks, sizi siz olmaktan çıkarmıştır.
Siz olmadığı gibi görünmeye, göründüğü olmamaya çabalarken, aslında bir siyasi amorf oldunuz.

Sizin hakkınızda duyduğum kaygıyı kimselere belirtmeme gerek bile kalmadı. Türkiye sizin nasıl çoklu bir karakter sahibi olduğunuzu anladı. Şu ana dek size pek çok mutluluk sağlayan kısa dönemdeki yazgınızın en utanç verici ve en silinmez lekesini almak üzere olduğunuzu söylemek zorundayım.

Siz ve iktidarınız ancak faşist rejimlerde görülecek, Türkiye'de hiç görülmemiş, mali ve idari yöntemlerle özgürlüğü susturmaya, fikri çeşitliliği yok etmeye, medyayı ve entelektüel ortamı paralize etmeye, karalamaya, karartmaya çalışıyorsunuz. Satın alıyorsunuz. Alamadığınızı "hoplatmakla" ya da "Uzan' a benzetmekle!" tehdit ediyorsunuz. Gene de korkmayıp teslim olmayanı yalan ve iftiralar saçarak parçalamaya çalışanların saldırısına maruz bırakıp, saldırganları yoksul ülkemin alın teriyle aldığınız cicili bicili tayyarenizde ağırlayıp, başlarını okşuyorsunuz.

Korkutmakta başarılı olamazsanız, gözümde, dahası Türkiye'nin gözünde onca yolsuzluk ve haram dosyasıyla dikilen bir adamı, devletin mali gücünü kontrol eden makamda, umarsız ve pişkince oturmakta olan Unakıtan'ı, hasım gördüğünüzün üzerine salıyorsunuz.
Bunun için yeni bir medya yaratıldı. Bu kullanılıyor. Star gazetesi kimin Sayın Başbakan? Haber 24 televizyonu kimin? Türkiye'de eski bir başbakanı "kendi çıkarları için medya kurmak "suçlamasıyla Yüce Divan'da yargılattınız. Bu medya ne için kullanıyor? Ne için oluşturuldular? Nasıl oluşturuldular? Mücahit kod adlı Ali İhsan Aslan'ın sizinle ilgisi var mıdır? Bu medya ile bu Aslan'ın bir ilgisi bulunmakta mıdır?

Siz, en alçakça itiraflardan tertemiz, gönülleri fethetmiş bir insan olarak halkınızın ve seçmenlerinizin karşısına yeni bir anlayışın başbakanı olarak çıkmak yerine, "kaldıracağız" diye söz verdiğiniz milletvekilliği dokunulmazlığının arkasına saklanıp, hakkınızdaki irtikap, yolsuzluk ve kalpazanlık davalarından kaçmayı tercih ettiniz.
Sizi sözünüzü tutmamak, halka ve seçmenlerinize: Türkiye'ye yalan söylemekle suçluyorum.

Karanlığınızın suçüstü yakalandığını size bildiriyorum. Sizi artık hiçbir şey hukukun ve adaletin, millet vicdanının pençesinden kurtaramaz.
Kanaltürk ve çalışanları, kurucuları, yöneticileri ve gazetecileri hakkında iktidarınızın Maliye Bakanlığı"nın hukuksuz, gayrı meşru ve mide bulandırıcı yöntemlerle işlediği suç, artık sizin elinizle yüzünüze çaldığınız bir kara çamurdur! Aynalara bakamazsınız. Bakamayacaksınız. Bundan sonraki süreçte uyarıyorum; bu utancı siz, siyasi ortaklarınız ve ne yazık ki soyadınız, tarih boyunca bir yafta gibi boynunda taşıyacaktır.
Siz ve adamlarınız ne cüret ve cesaretle sadece muhalifiniz oldukları için, yasaların koruma altına aldığı bir özel alanı, kişilik haklarını çiğnemeye kalkışırsınız? Siz ne hakla bu kişilerin özel kurumlarda bulunan mali durumlarını ve mali hareketliliklerini soruşturmaya kalkarsınız? Bankalara böyle bir talimatı nasıl gönderip, Kanaltürk kurucularının ve yayıncılarının kestiği çeklerinin, mevduat defterlerinin, havalelerinin kopyasını istersiniz? Yasaları böylesine pervasız nasıl çiğnersiniz?

Gazeteci Emin Çölaşan'ın ortaya çıkardığı ve siz okuyun diye ekte vereceğim bu suç belgesinin doğmasına yol açanları, nasıl kamu kadrolarında tutarsınız?

Sizi bundan sonra hukuka ve Allaha havale ediyorum. Bir yurttaş ve bir aydın olarak, sizi hukuksuzluk ve keyfi davranmakla suçluyorum.
Bu belgeyi; her olay sonrasında aklamaya ve temize çıkarmaya çalıştığınız, tüm gerçeğe karşın adalete ağır bir tokat indirmeyi göze alarak koruduğunuz, sizin sorumluluğunuz altında bulunan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın Türkiye'nin alnına sürdüğü bir leke olarak görüyorum. Tarih böylesine bedbaht bir aymazlığın, kara lekenin sizin başbakanlığınız sırasında gerçekleştirildiğini yazacaktır.

Bunları yapanlar hiçbir şeyden çekinmediklerine göre, ben de her şeyi göze alıyorum. Gerçeği söyleyeceğim. Türkiye'nin sizin amorf siyasi düşünceniz doğrultusunda dönüşmesine direnen herkesi böylesine bir takip altına almadınız mı? Siz kamunun olanaklarının hiçbir resmi sıfatı bulunmayan ama "danışman" adı altında başbakanlık binasında oturttuğunuz adamlarınıza, örneğin AKP Diyarbakır Milletvekili olan İhsan Aslan'ın kod adı Mücahit olan, Ali İhsan Aslan adlı oğluna pervasızca kullandırtıldığından, bazı ihalelerin bu kişilerce el altından kendi adamlarına taşeron süsüyle dağıtıldığından, hatta TAV adı verilen yatırımlara bunların ortak olarak karıştırıldığı iddialarından haberdar değil misiniz? Siz bunları soruşturtmak yerine namus cellatlığı yapanları korumaya mı devam edeceksiniz yoksa?

Hani istiyordunuz ya yolsuzlukları bana getirin diye. Alın� Alın da görün... Bakalım bundan sonra ne çağrısı yapabileceksiniz?
Sizi uyarırım. Ben kula kulluk etmem. Sizi uyarırım ben haksızlık karşısında, zulüm karşısında, zalim karşısında eğilmem. Sizi uyarırım, hakkımı ararım. Hukukuma sahip çıkarım. Asla yılmam, yorulmam, kanmam, korkmam. Asla satın alınamam. Ve Allah şahidim, hesap sorarım.

Sizi görevinizi yapmaya bu konuda derhal soruşturma açmaya davet ediyorum. Çünkü açacağımız haysiyet ve onur davasını ele alan mahkeme, gerçeği tam anlamıyla ve eksiksiz olarak ortaya çıkarmazsa dahi, onu söylemeye, halkıma ve dünyanın bütün kurumlarına bunu duyurmaya söz veriyorum.

Konuşmak ödevimdir, suçu bildirmek de görevim. Susarak, asla bu suçu işleyen iktidar memurları gibi ortağınız olmak istemiyorum. Beni ve Kanaltürk ailesinden hedef aldığınız kimseleri, hatta Türk basınının duayeni, şeref kürsüsü kurucumuz Cüneyt Arcayürek' i ne siz ne de adamlarınız bildik yöntemlerinizle susturamazsınız. Geçmişte de susturamadılar. Ötesini de varın siz düşünün artık.

Kamuoyunu şaşırtmak, onu çileden çıkartmak, kafasını karıştırmak ağır bir suçtur. Sıradan ve gösterişsiz insanları zehirlemek, gericilik ve hoş görmezlik tutkularını tiksinç takiye bataklığına sığınarak yalan ve iftiralarla destekçilerinizi azdırmak yoluyla korkutmak, suçların en ağırıdır! Eğer bu hastalıktan kurtulmazsanız, insan haklarının banisi Anadolu'da, özgürlükçü Cumhuriyet felsefesinin fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür Türkiye'sinin başbakan koltuğunda oturmanız mümkün değildir. Din duygularını, kin ve düşmanlık için sömürmek bir cinayettir. Sizi ve çevrenizi bundan sakınmak konusunda da uyarıyorum.

Siz bu konularda uyarılan ne ilk ne de son siyasisiniz. Tarih sizin gibilerin gelip geçtiğinin tanıklıklarıyla doludur.
Siz de geldiğiniz gibi gideceksiniz.
Buna tarihsel gerçeklik diyoruz. Gerçek karşısında çaresizliğimizin ve çaresizliğinizin altını çizmek isterim. Gerçek sizden büyüktür. Ve ne yaparsanız yapın onun şaşmaz zamanlamasında mutlak bir gün ortaya çıkar. Bunu durduramayacaksınız, bilin.

Bugün bütün saflar meydandadır. Bir yandan gerçeğin gün ışığına çıkmasını isteyen bizler, öte yanda her şeyin aydınlanması için yaşamlarını vermeye hazır olan adalet adamları ve siz varsınız. Gözümüz üstünüzde. Ne yapacağınızı göreceğiz. Bunun bir Watergate olmasını önlemek ya da sonucuna katlanmak durumunda kalacaksınız. Neden mi? Siz gerçeklikten daha küçüksünüz çünkü.

Ben adalet istiyorum�
Ben hukuk arıyorum�
Beni, gerçekler ve doğrular için yüreğimden kopan bu protestom nedeniyle yargılatabilirsiniz de. Olsun, artık sizin yönettiğiniz Türkiye'de, her şeyin başımıza gelebileceğine inandım. Her şey olabilir. Bekliyorum. Sizi izliyorum. Sizi Türkiye izliyor. Dünya izliyor.

Biz sizin son "kullanım" tarihinizi danışmanlarınız kadar bilmiyoruz! Sizin "bir deliğe süpürülüp süpürülmeyeceğinizi" de bilmiyoruz. Biz sizden yapabilirseniz başbakan olarak bu skandalın gereğini yapmanızı istiyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'na duyduğum derin saygı ile�

Tuncay Özkan
Gazeteci

Tuncay ÖZKAN:Ben gönlümü üç güzele düşürdüm

? zinisim adnikraf ninekilheT


Ben ayın 14 �ünü severim. Hele aylardan Nisan ise�
Ankara�da bahar bir yanda, coşkuyla atan bir milyon yürek bir yanda , Tandoğan Meydanı�nda�
Zor oldu, zahmetli oldu, bedeli ağır ödendi, ödenmekte hala inanın bana , ama olsun , ikinci baharı yaşadık ya�
El ele, gönül gönüle, omuz omuza� Artık durmak yok..
Bir türkü dudaklarımda, avaz avaz bağırıyorum, herkesi meydanlara çağırıyorum: Vatan ve namus için�
Niye mi?
Ben gönlümü üç güzele düşürdüm; biri vatan, biri namus, biri vefa�
Ve ben adım kadar iyi biliyorum, �ölmek değildir ömrün en feci işi, müşkül budur ki ölmeden önce ölür kişi��
Bugün değilse ne zaman?
Vatan hiç bu kadar büyük bir tehdit altında olmamışsa�Bunu Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer söylüyorsa, bunu Genelkurmay Başkanı söylüyorsa, durulur mu?�
Vatan ve namus için yaşamak bir borçtur elbet alnı dik, mağrur,onurlu; vakti zamanı gelirse bu uğurda ölmek dahi ayıp olur mu?
Ama bunları savunmadan ölmek �Allah göstermesin böyle acıyı�Bu acıyı bilenler o ayıbı yaşamamak için yürüdüler, akın akın Ankara�ya geldiler. Yurtseverler�
Onlar geldi ve güneşi zapt ettiler. Güneş güneş açtı Ankara. Onlar gittiler:
�Ankara�nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak��
Ertesi gün kar yağıyordu sokaklara�
Bunu vatan kavramları emlakçılığa dönüşenler, bastıkları her karış toprağı pazarlamak için gezenler, hayatlarını metre kare , irtifa, banka cüzdanı, yurtdışı fon hesabı yaparak geçirenler, �kapkaçcı müteahhitler�,hırsızlar, hortumcular, arsızlar, ümmetçiler, ulusalcılığı, ulusu en büyük tehdit olarak görüp, başı Amerika�da ,kuyruğu Türkiye�de yılanlara sarılanlar nereden bilsinler?...
Onun için barbar bağırıyorum, herkesi meydanlara çağırıyorum; vatan ve namus için�
Dudaklarımda o türkü:
Ben gönlümü üç güzele düşürdüm; biri vatan ,biri namus, biri vefa�
Aç kalsam, açıkta kalsam, yiyecek ekmeğim olmasa, sokakta yatsam ne fark eder? Bu aşka kara sevda derler; vatan, namus,vefa için can feda�
Mali terörlerine, her türlü yalan ve iğrençliklerine, her günkü küfürlerine inat söylüyorum işte:
Kursağından haram lokma geçen kahrolsun�
Bilip de ortaya dökmeyen namerttir�
Gelin ulan gelin; maliyenizle, işbirlikçilerinizle, satılık kalemlerinizle, döneklerinizle, gazetelerinizle, televizyonlarınızla�
Vurun ulan vurun, ölsek ne gam�
Sizin ki değil yalnızca; sırtımızda, gırtlağımızda dost yumrukları olsa bile�
Çok şükür, çok şükür gördük ya bugünleri�
Şimdi bir kez daha anladınız değil mi elsiz ayaksız yeşil yılınlar, meğer ne ulu çınarmış Mustafa Kemal Atatürk dedikleri�
Şairin mısraları geldi aklıma�
Baharda, 14 Nisan da Tandoğan Meydanı�nda, onca kalabalığın arasında, mırıl mırıl mırıldandım durdum, aklımda:
�Dünya gözlerimi kendi ellerimle örttüm
Deydi yorgunluğuma
Bi ölüm kaldıydı onu da gördüm
Beni pişman etmedi doğduğuma�
Sağolsun halkım, meydan meydan yıktı umutsuzluğu, çok şükür bugünü gördük ve doğduğumuza pişman değiliz, ama zalimleri artık pişman edeceğiz ya�
Size sesleniyorum sessiz sessiz duranlar�
Bir türkü dudaklarımda avaz avaz bağırıyorum, Artvin� li kadınlar gibi otobüs parası için yüzüklerini satmak zorunda kalsalar bile, herkesi meydanlara çağırıyorum:
Vatan ve namus için�
Ben gönlümü üç güzele düşürdüm; biri vatan, biri namus, biri vefa�
Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatı.
Ha gayret �
Az daha�

Tuncay ÖZKAN:Gelincikleri çağırıyorum

? zinisim adnikraf ninekilheT



Türkiye'nin her yerindeyim...Hava kurşun gibi ağır...
Anadolu mahzun,Rumeli mahzun, ben mahzun, biz mahzunuz...
Hallacı Mansur gibi çekilmişiz emperyalist mengenede, dardayız.Yüzseler derimizi sırtlanıp koşarız, ama çaresiziz evlatlarımızı öldürüyorlar...
Vatan, namus ve ahde vefa için,aslanlarımız can veriyorlar...
Musalla taşlarında hep bir bayrak yatıyor...
Al mı al...
Gözler kan çanağı...
Bir vatan ağlıyor.
Al mı al...
Analar suskun, babalar suskun...
Acı böyle mi gömülür yüreğe...
Aşkolsun sizi doğuran anaya aşkolsun...
Hepsi aynı sesle, aynı sözle nasıl seslenilir böyle:
"Vatan sağolsun"...
Acılarını içlerine gömüp, siperden sipere can yetiştirenler....
Aşkolsun sizelere aşkolsun....
Halamın kızı Mehtap, kocasını Hakkari'de teröre kurban verdiğinde yetimleri kucağında:
" Ağlamayacağım, ağlamayacağım" dediğinde, göz yaşlarımdan utanmıştım...
Levent'de camide o ana ,baba ağlayanları susturup:
" Ağlamayacağız, ağlamayacağız, teröristler yenilene kadar ağlamayacağız" dediğinde, kendimi tutamadım, bağışlasınlar beni...
Çaresizlikten değil asla, yanlış anlamayın , öfkemden. Böyle çaresiz değiliz biz, olamayız. Böyle sahipsiz değiliz...
Asla...
Aslaaa...
Musalla taşında hep bir bayrak yatıyor: Al...
Bir hilal uğruna yarab
Ne güneşler batıyor...
Al giyiyor kayalar al...
Hava kurşun gibi ağır,içimdeki adama bar bar bağırıyorum...
Nazım ustanın şiirini ,mırıl mırıl mırıldanıyorum.
Herkes bağırıyor, ama o bayrak sessiz,vakur, öylece, kimsenin erişemeyeceği bir yerde...
Bir oglen namazi vakti�
Musalla taşında yatıyor...
Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır, bağır, bağır bağırıyorum.
Koşun koşun bayrağı kaldırmaya çağırıyorum
O diyor ki bana :
- Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem gibi yana yana...
"Deeeert çok, hemdert yok"
Yüreklerin, kulakları sağır...
Hava kurşun gibi ağır...
Ben diyorum ki ona :
- Kül olayım Kerem gibi yana yana.
Ben yanmasam sen yanmasan, biz yanmasak,
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...
Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
Bağır bağır bağır bağırıyorum.
Koşun koşun koşun
Musalla taşlarında bir bayrak al mı al,
Yanyana dizilmiş yatıyor
Her biri bir şehidi sarmış,yürekler kanıyor�
Koşun dostlar koşun �
Siz dost gel deyince gelmez misiniz�
Gelirsiniz bilirim hep hoş geldiniz�
Sizi Temmuz ayının 14'ünde teröre verecek bir tek canımızın dahi olmadığını bağırmaya,Ankara'ya, yine Tandoğan meydanına çağırıyorum�
Sizi teröre karşı omuz omuza
Yanyana, sırt sırta mücadeleye çağırıyorum
Eyy sessiz duranlar, acımızı acınıza eklemeye, göz yaşlarınızı göz yaşlarınıza katmaya,can verenlere can olmaya çağırıyorum sizi...
Sizi bir kez daha vatana, namusumuz olan bayrağa ve ahdevefaya çağırıyorum...
Hangi siyasi görüşten, hangi etnik kökenden, hangi dinden olursanız olun, hangi dilden konuşursanız konuşun...Gelin. Sizi terör denilen insanlık suçuna karşı durmaya,tek yürek olmaya çağırıyorum. Bayrağınızı, komşunuzu, dostunuzu, eşinizi, çocuğunuzu alın ve gelin...
Gelincik gelincik...
Bayrak bayrak...
Sizi ...
Türkiye'nin bütün gelinciklerini...
Ankara'ya bir olmaya, birlik olmaya,barışı ve kardeşliği yüceltmeye,teröre karşı durmaya...
Korkunun krallığını yıkmaya çağırıyorum...

Yeni Sayfa 2



Google
« Önceki ::

E-Mail Listemize Katılın:
Ataturk, the founder of the Republic of Turkey, devrimleri ve ilkeleri

FikrimYok © | Resim  Galerisi,Tablolar,Sanatçılar,Siyaset,Tartışma,Güncel Konular,Kültür  Sanat

width=''buradan boyut ayarlıyorsunuz istediğiniz boyutu mesala 500 600 1000 gibi burası sağ sol boyutları ayarlıyor height uzunluklarını ayarlıyor utku alex_anelka_utku@hotmail.com